hiç bir şey yapmak istemiyorum

Ders Çalışamıyorum. Bilindiği üzere birçoğumuz ders çalışmayı sevmiyoruz ve genelde ders çalışmak istemiyorum cümlesini çok fazla tekrar ediyoruz. Bunun bir diğer nedenine bakacak birçok neden sayabiliriz. Örneğin ödevlerimi yapmazsam ya da ders çalışıp yüksek almazsam ailemin haberi olur ve beni başarısız görürler. 2. Birinci sınıfa başlayan çocuğunuz kendisi için çok büyük ve önemli bir şey yaşıyor ve bir o kadar da stresli. Bu dönemde size, anlayışınıza, şefkatinize ne kadar çok ihtiyaç duyduğunu hatırlayın ve onu cesaretlendiren olumlu sözler söyleyin. Hiçbir türlü indirme yapamıyorum. Tarayıcı ve download managerlar kullanarak indirme gerçekleştiremiyorum ne zaman indirsem başarısız ağ hatası veriyor güvenlik duvarını kapattım, özel ağ ayarlarını düzenledim, tüm ağları sıfırladım, dns ayarları yaptım, flushladım, bir tek utorrent indirebiliyor diğer türlü Fiziksel aktiviteden zevk almıyorsunuz, hayattan zevk almıyorsunuz ve hiçbir şey yapmak istemiyorsunuz. Bunun tek çözümü doktora gitmek, ayrıca sigortanız varsa özel hastaneye gidebilirsiniz. Ben randevu alırken 1 hafta ötesine veriyorlar maksimum. Maalesef yok. Teşekkür ederim yorumlarınız için ben bunu bir okul rehberliğine Ben bugün, kendimi kendime satmak için bir şey yapmak istemiyorum. Bugün, bir gün daha verildi bana! Hissetmek, görmek, duymak, dokunmak, okumak, koklamak, paylaşmak, sevgi ve mutluluk için, bir gün daha. Rencontres Internationales Du Documentaire De Montréal. Bu aralar uyanık olduğum vakitler sadece iftar vakti ve sahurdan öğlene kadar olan vakitler. Uyanık olduğum zamanlar ise canım hiç bir şey yapmak istemiyor hemde hiç bir şey. Kimse ile görüşmek, mesajlaşmak, konuşmak istemiyorum. Yalnız kalmak istiyorum hatta ara ara ailem olmasaydı keşke diye düşünüyorum. Ailem çok iyi ama ben ailesiz biri olmak, yalnız olmak istiyorum bu derecedeyim artık dayanamıyorum. Tarih Yazar Anonim Kullanıcı 1 Kitap okumam lazım sesli bir şekilde çünkü kekemeyim ilacı bu sadece ve yapmak istemiyorum. Sınava hazırlanacağım yapamıyorum kitabı açmak istemiyorum. Spor merkezine başladım gidesim gelmiyor 1 ay gittim daha yoruluyorum zamanım yok gibi geliyor. Eskiden oyun oynardım yani arada oynardım şimdi oyuna giresim gelmiyor. Ailemi çok üzüyorum bu durumlardan dolayı; O kadar para verdik spora gitmiyorsun? O kadar emek verdin başka konuşman için neden şimdi saldın? Neden ders yapmıyorsun onceki sene başarılıydın? Hep bu laflara maruz kalıyorum ve haklılar biliyorum ama bir şey yapamıyorum kitap aldım heveslendim okumak istemiyorum nasıl giderebilirim bunu biliyor musunuz? Son düzenleyen Moderatör 7 Haziran 2022 2 Bunalımı ve çöküşü en iyi düzeltecek kişi psikiyatrdır. Ben de çok büyük bunalımdaydım ve birkaç olay yaşamıştım. Psikiyatriye gidip durumumu anlattım, verdiği ilaç sayesinde düzeldim ve çok iyiyim. Gidip derdinizi anlatın. 3 Ben ilaca karşıyım hocam şeker gibi antidepresan veriliyor. Psikolog daha mantıklı geliyor bana ki ben de psikoloğa gittim aynı nedenlerden ötürü. Şuan çok daha iyiyim. Bence önce psikoloğa gidin çünkü ilaçlık bir mesele değil bu konuşarak halledilebilir. Eğer psikoloğun gerek görürse zaten seni psikiyatra yönlendirir. 4 Kaday Tegin ZZ Erwin Rommel Peki psikoloğa gitmden halledilemez mi ? Çünkü en az 1 ay sonraya randevu verirler ve benim konuşma eğitimimin bitmesine 3 ay kaldı 5 Kaday Tegin ZZ Erwin Rommel Peki psikoloğa gitmden halledilemez mi ? Çünkü en az 1 ay sonraya randevu verirler ve benim konuşma eğitimimin bitmesine 3 ay kaldı Fiziksel aktiviteden zevk almıyorsunuz, hayattan zevk almıyorsunuz ve hiçbir şey yapmak istemiyorsunuz. Bunun tek çözümü doktora gitmek, ayrıca sigortanız varsa özel hastaneye gidebilirsiniz. Ben randevu alırken 1 hafta ötesine veriyorlar maksimum. 6 Fiziksel aktiviteden zevk almıyorsunuz, hayattan zevk almıyorsunuz ve hiçbir şey yapmak istemiyorsunuz. Bunun tek çözümü doktora gitmek, ayrıca sigortanız varsa özel hastaneye gidebilirsiniz. Ben randevu alırken 1 hafta ötesine veriyorlar maksimum. Maalesef yok. Teşekkür ederim yorumlarınız için ben bunu bir okul rehberliğine ve ablalarıma anlatayım belki anlat ikisinden biri. 7 Maalesef ben de başka çözüm bilmiyorum. Bu isteksizlik halinde kendi kendine çözmen biraz zor. Psikolojik danışmanların yaptığı şey şu ; sen anlatıyorsun derdini o da gerekli yerlerde gerekli soruları sorarak senin düşünmeni sağlıyor. Yani sorunu çözen yine kendin oluyorsun o sana yardım ediyor. Ama birden olacak bir şey değil bu adım adım oluyor. Kafandaki düğümleri bir bir çözdükçe rahatlamaya başlıyorsun ve en son neredeyse tamamen rahatlıyorsun hayata çok farklı bakmaya başlıyorsun. Ben 8 seans gitmiştim ve baya iyi gelmişti sonradan daha az sıklıkla 3-4 seans daha gittim ve sonlandırdım. Şuan bambaşka bir kafadayım. Yani hocam demek istediğim eğer halledemezseniz sorununuzu kesinlikle bir psikoloğa danışın. Son düzenleme 7 Haziran 2022 8 Maalesef ben de başka çözüm bilmiyorum. Bu isteksizlik halinde kendi kendine çözmen biraz zor. Psikolojik danışmanların yaptığı şey şu ; sen anlatıyorsun derdini o da gerekli yerlerde gerekli soruları sorarak senin düşünmeni sağlıyor. Yani sorunu çözen yine kendin oluyorsun o sana yardım ediyor. Ama birden olacak bir şey değil bu adım adım oluyor. Kafandaki düğümleri bir bir çözdükçe rahatlamaya başlıyorsun ve en son neredeyse tamamen rahatlıyorsun hayata çok farklı bakmaya başlıyorsun. Ben 8 seans gitmiştim ve baya iyi gelmişti sonradan daha az sıklıkla 3-4 seans daha gittim ve sonlandırdım. Şuan bambaşka bir kafadayım. Yani hocam demek istediğim eğer halledemezseniz sorununuzu kesinlikle bir psikoloğa danışın. Hocam çok teşekkür ederim bunu düşüneceğim deneyeceğim olmazsa psikoloğa başvuracağım. 10 Hocam çok teşekkür ederim bunu düşüneceğim deneyeceğim olmazsa psikoloğa başvuracağım. Bazen sorunların konuşarak değil, takviyeyle düzeleceğini unutmayın. Çok basit görünen şeyler aslında çok büyük sorunlara yol açabilir. Benim sorunum şahsen konuşarak düzelmezdi ve bunun farkındaydım. Eğer siz de farkındaysanız ona göre davranın. İlaç kullanmak tabi ki her zaman ikinci plan olmalı. hiçbir şey yapmak istemiyorum, hiç kimseyle konuşmak istemiyorum, yemek yemek istemiyorum, spor yapmak istemiyorum, kendimi sevemiyorum, çok düşünüyorum ve bu düşünceler beni öldürüyor More you might like sevdiğim diziler hep reyting kurbanı olup hemen final yapiyor bu durum beni deli ediyo Nasıl oldu, kendine bu kadar yabancılaştın? gerçekten düşündüklerimi de yaziya aktaramıyorum ben Ama Tanrımnasıl korkulabilir bendenben, ben ki hiçbir zamangökyüzünün sisli çatılarındabaşıboş ve hafif bir uçurtmadan başkabir şey değildim bunları yüzyüzeyken konuşuruz şey yaziyodu kitapta özgürlüklerini savunamayanların ödedikleri bedel ağırdır’ West Hollywood’da gitmekten hiç hoşlanmadığım The Abbey diye bir var, gerçi bardan çok Erdek’te falan olabilecek bir aile çay bahçesine benziyor. Ama yolum bir şekilde düşüyor, illaki uğruyorum. Bundan birkaç sene önce bir arkadaşımla The Abbey’den harika bir televizyon dizisi çıkartabileceğimizi konuşmuştuk. Central Perk’ten Monk’s’a hemen her sitcom’da kahramanların müdavimi olduğu ve her bölümde buluştukları bir mekan vardır ya, bizim hayali dizimizde de dört ana karakter The Abbey’de buluşacaktı. Çünkü yazmak istediğimiz dizideki karakterlerin demodeliğine burası tam oturacaktı. Dizimizin adı “Older Men” olsun istedik. Özelikle “old” değil, “older.” Biraz daha yaşlı adamlar manasında, kastettiğimiz de 40-50 yaş grubu eşcinsel erkekler. Bu yaş grubu bugüne kadar dokunulmamış ama epey malzeme barındıran bir demografik. 50 yaşın gay’ler için ölüm fermanı olduğundan başlayabiliriz. Tabii bu demografikle dalga geçmek de tam bir gay klişesi ve belli ki tek düşünen de biz değilmişiz. Netflix’teki “Uncoupled” adeta bizim fikrimizi çalmış, diyeceğim. Ama biz de fikri “Sex and the City”den çalmıştık zaten. TANIDIK TİPLER Bizim dizinin dört ana karakterinin prototipi hazırdı Saf, kurnaz, sürtük ve gergin. “Golden Girls” ve “Sex and the City”de aslında eşcinsel erkek olan ama kadınların oynadığı karakterleri West Hollywood’da bir barda takılan yaşı biraz geçmiş dört erkeğe uyarlayacaktık. Biraz karışık mı oldu? Biraz açmaya çalışayım. Amerika’nın en ünlü yapımcılarından Darren Star eşcinsel bir erkek ama bugüne kadar gay temalı bir dizi yapmadı; 90’ların başından itibaren girdiği televizyonda iklim buna uygun değildi zaten. “Sex and the City”i uyarlayan Star da gay kültürünü, esprileri kadın oyunculara oynattı. Çoğunluk bu diziyi dört kadının hikayesi olarak izledi, ama 1998’de ilk bölüm yayınlandığından beri gay izleyici gerçeğin farkındaydı. Dizinin ilk üç sezonunda yazar odasında kadın bile yoktu. Dizinin kadınlar kadar gay erkekler arasında da çok fazla hayranının olmasının bir nedeni bu. O gördüklerimiz stereotip gaylerdi aslında. Star ilk kez bir kuşağa damga vuran “Melrose Place”te açık eşcinsel bir karakter kullandı ama bugüne kadar tamamı eşcinsel erkekler üzerine bir dizi yapmadı. “Uncoupled” kendisi açıdan bir ilk; elindeki “Sex and the City” formülünü aynen televizyonun ilk gay dizisi değil; “Queer As Folk”tan “Looking”e epey iddialı örnekler var. Bu dizilerin odak noktası ise genç eşcinsel erkeklerdi. Ana karakterlerin hepsi birbirinden güzel ve gençti. Sanki eşcinseller hiç yaşlanmaz gibi bir ezberleri vardı adeta. Bugüne kadar televizyon ya da sinemada belli bir yaşın üzerindeki eşcinsel karakterler hep komedi unsuru olarak kullanıldı, çünkü eşcinseller de kendi aralarında biraz yaşlanana böyle davrandı. “Uncoupled” tam da bir çiftin yarısının 50. yaş doğum gününde ayrılmasıyla başlıyor. 17 senedir başka hiç kimseyle birlikte olmamış terk edilen sevgili rolündeki Neil Patrick Harris de böylece yeniden piyasaya çıkmak zorunda kalıyor. Daha fazlasını anlatmak isterdim ama sekiz bölümü izleyip bitirmeme rağmen aklımda pek ayrıntı kalmadı. Harris’in oynadığı karakter emlakçı, zengin bir kadının evini satmaya çalışıyor, kimi uygulamalardan sevgili buluyor, birkaç kişiye birlikte oluyor… O kadarını takip ettim. Sonra çok sıkıldım ve “Uncoupled” fonda akarken bulaşık yıkamak ya da evi toplamak daha ilginç geldi. Eğlendim mi, hoşuma gitti mi onu bile söylemem. İzlemiş olmak için izledim daha çok. 50 YAŞ DERTLERİ Hayat da bir aşamadan sonra tekdüze ilerliyor, monotonlaşıyor, rengini, çekiciliğini kaybediyor. Dışarıdan çok şaşalı gözüken güzel eşcinsel erkeklerin hayatı bile. LGBT+ hareketinin mücadelesi sayesinde eşcinsellik yeraltından çıktıkça ana akıma dair dertlerle de boğuşmak zorunda kalıyor. Daha eşcinsel evliliği dünyada yeni bir kavram, ama şimdiden eşcinsel boşanması konuşuluyor mesela. “Uncoupled”da da ayrılan çiftin arasında ortak satın aldıkları evi nasıl paylaşacaklarına dair bir gerilim var. Öncü dizilerden “Queer As Folk” eşcinselliği bitmek bilmeyen bir parti olarak göstermişti. Herkes genç, güzel, iyi giyimli, zengin, zinde, başarılıydı. Ve hiç durmadan sevişiyorlardı. Yaygın eşcinsel inanışına göre heteroseksüellik sıkıcı, bu taraf daha çekiciydi. Bu elbette bir gay fantezisi, pek çoğumuzun inanmak istediği bir masaldı. “Uncoupled” tam tersi; 50’li yaşlarında ayrılan heteroseksüel bir çift nasıl yaşarsa eşcinsel muadillerinin de hayata dair dertlerinin farklı olmadığını gösteriyor. Acaba dizi kasten mi sıkıcı olmayı seçti; eşcinselleri inandıkları masaldan uyandırıp partinin bir gün biteceğini hatırlatarak. Hayatın akışı pek çoğumuz için belli bir noktadan sonra ilginçliğini kaybediyor ne de olsa. Ama bu kadar okuma yapmak bile “Uncoupled” için fazla. İzlenip unutulacak sonuçta. Sadece Türkiye özelinde topluma bir faydası olabilir belki. Netflix’e özendiriyor diye savaş açalar bu diziyi izlesin, izletsin. Özenen varsa sekiz bölümü bitirdikten sonra vazgeçer. *Dikkat bu yazı aşırı gerçeklik içerir. Baştan uyarmadı demeyin. Kariyerinizi, hayatınızı değiştirmek çaba ve emek ister. Zaman ister. Akıllı ve sorumluluk sahibi bir insan gibi disiplinle çalışmayı gerektirir. Pes etmeyi değil. Sızlanmayı hiç değil. Planlı ve düzenli olarak bir kaç senede yapabileceklerinize inanın şaşırabilirsiniz. İşim gereği yüzlerce insanla çalıştım ve danışmanlık yaptım. Başta koydukları hedefleri gerekleştirdiler ve işin asıl ilginci o yoldayken hedefler de yükseldi ve değişti. Önemli olan bir hedefle başlamak, sonrası zaten geliyor. Tabii ki bu hedeflere ulaşmak için kendi düzeninizi oluşturmanız şart. Hayatımızdaki adil olmayan şeyler bizim suçumuz değil ama bunlardan kurtulmak bizim sorumluluğumuzda. “Ne yaparsam yapayım nasılsa baştan kaybettim” düşüncesini kabul etmiyorum, bundan çıkış yolları aramak da bizim sorumluluğumuzda. 3 maddemizle başlayalım 1 Rutinler İyidir ? ”Her bir birey, yaratıcı fedakarlığın ışığında mı yoksa yıkıcı bencilliğin karanlığında mı yürüyeceğine karar vermelidir.” -Martin Luther King Şimdi itiraf ediyorum ben de eskiden rutinlerden kolayca sıkılırım sanıyordum. Rutin yaratıcılığı öldürür vs gibi klişe cümleler de kurmuşluğum vardır üniversitedeyken. Oysa yaptığım araştırmalar ve bilimsel sonuçlar bunun tam tersini söylüyor. Hayatlarında yeterince düzen olmayan insanlar, hayatın getirdiği belirsizlikler altında strese ve kaygıya girmeye daha yatkındırlar. Tabii ki hayatımızda sürprizlere ve spontanlığa ihtiyacımız var ama düzen pattern aslında bizi çok daha sağlıklı ve odaklı yapar. “Overthinking” den uzaklaştırır, kafamızı rahatlatır. Eğer hayatınızda yeterince düzen yoksa, biyolojik ritmimiz sapıtabilir çünkü artık akşam belli bir saatte yatmak ve sabah belli bir saatte kalkmak için bir nedeniniz yoktur. bkz ikigai Çoğu insanın hergün aynı saatte uyanmamaları, günlük ritimlerinin circadian rythm çalışmasını takip ettiklerinden, yataktan kalkar kalkmaz depresyona girmeleri için tek başına yeterlidir. Belki de evlilik ve kurumsal hayat bu yüzden vardır, kimbilir Şaka bir yana, ilgi duyduğunuz birşey yapıyorsanız ve buna konsantre olmuşsanız, işte o zaman kendinizi canlı hisedersiniz. İşte o zaman hayat yaşamaya değerdir ve anlamlıdır. “Neden yaşıyorum? Bu hayattaki rolüm ne? Benim varoluş amacım ne?” gibi sorular ortadan kaybolur çünkü birleştiğiniz “anlam” o kadar güçlüdür ki, başka zamanlarda hayatı tanımlayan tüm sıkıntıları kenara iter. ”Bir “nedeni” olan kişi, tüm “nasılların” üstesinden gelebilir.” – Nietzche Aslında bunun nasıl çalıştığını biliyoruz. Hayatınız boyunca hissedeceğiniz hemen hemen tüm pozitif duygular, bir şeyi elde etmenin sonucu olmayacak. Bu duygular, değer verdiğiniz bir hedefe yürürken işlerin yolunda gittiğini görmenizin sonucu olacaklar. Bu ikisi tamamen farklı şeyler ve farkı bilmelisiniz. Zira insanlar genelde amaçlarına ulaştıklarında dona kalırlar. Örneğin üniversiteye giriş sınavını kazandıktan sonra istediğimiz bölümü kazanınca bir ay boyunca mutlu olmadık mı? Benim hayalim Genetik Mühendisliği olup da yanlışlıkla ilk tercihim olan İTÜ İşletme Mühendisliğini kazandığımda pek olmamıştım itiraf edeyim Ya da mezun olduktan sonra? Tamam kabul, çoğunlukla tam tersi olur ve depresifleşiriz. İstediğimiz sınavları geçtikten sonra, istediğimizi elde ettikten sonra sürekli mutlu olacağımızı sanırız, ama öyle olmaz. “Şimdi ne yapacağım?” diye sorarız. Bu bizi depresifleştiren şeydir. Ama sınava çalışırken, elde etmeye çalışırken gayet iyiyizdir, eğer işler istediğimiz gibi gidiyorsa bu süreçten zevk bile alabiliriz. O yoğun çalışmalardan. Çünkü azim ve heyecanla doluyuzdur ki bu bizim sinir sistemimizin çalışma şeklidir. Yapılan araştırmalara göre pozitif duygularımız “git-peşinden koş” duygularıdır. O güzel beynimizin ödüle ihtiyacı var. Başarı hissine de. Siz hiç farkında olmasanız bile beynimiz başarı ve ödül ister. Başarılı hissetmek ister. Ufak da olsa o checklistteki maddelerin üzerini çizmek ister. “Dopamin beynin ödül devresi reward circuit ismi verilen bir kısmını ateşleyen bir kimyasal. Bu devre sizin arzu ve zevk hissettiğiniz ve aynı zamanda bir şeye bağımlı olduğunuz bölge. Dopamin’in evrimsel görevi sizi genleriniz için iyi olan şeyi yapmaya itmek. Ne kadar çok dopamin salgılarsanız isteğiniz de o kadar şiddetli oluyor. Hiç dopamin yoksa, karşınızdaki şeyi / kişiyi tamamen es geçiyorsunuz.” Yani eğer bir işiniz yoksa, bir düzeniniz yoksa, bu iyi bir şey değil. Her ne kadar az çalışıp çok kazanmak isteyen bir nesile doğru evrilsek de, kendi işlerimizi kurduğumuzda oh ne rahat kendi işimin patronu olacağım istediğim saatte yatıp kalkacağım dediğimizde o işler pek de öyle olmuyor. Diyelim ki iş değiştirmek istiyorsunuz ama çocuklarınız var, eşiniz var, kredi borcunuz var. Var da var. Bunlar sorumluluklarınız. Siz aldınız. Kimse size silah zoruyla yaptırmadı. O zaman bu sorumlulukları yerine getirmek için daha özveriyle yaklaşacağız. Strateji ile. “istifa edip kendi işimi kurayım kolay yoldan zengin olayım” bir strateji değil, sürdürülebilir hiç değil. İngilizceni geliştirmeye ihtiyacın var belki, Cv ni güncellemeye, mülakat yetkinliğini geliştirmeye, iletişimini arttırmaya, kendini doğru ifade etmeye, özgüvene. Bak bunlar strateji ile geliştirilebilir. Çalışmayla da. Düzensizliği önceleri ben de sevdiğimi sansam da aslında düzensizliğin kaotik yapısı altında ezilirsiniz ve herhangi bir pozitif duygu da hissetmezsiniz. Kaygı duymaya başlarsınız ama bu da bir dereceye kadar size itici güç oluşturuyorsa harika, fazla kaygı ise paralize eden bir durum. Yani dikkatli seçmek şart Mesela sabahları yatağını toplayarak başla, ufak bir şeyi düzelt. Ama düzelt. 2 Bir Anlam Bul Yaşam, tüm ızdırabına değecek kadar anlamlı olabilir. Anlam nedir? Sizin için anlamlı bir şey yapmak nedir? Sürekli bu “anlam” peşinde koşuyoruz ama çoğumuz ne olduğundan bihaber. Çünkü öyle “norm” sayılan “normal” bir anlam yok. Herkesin anlamı kendine. Kendinizi bir şeyler yapmaya zorlayabilirsiniz, kendinize kızabilir veya ulaşılması imkansız hedefler koyabilirsiniz. Çoğu danışanım ilk başlarken ne yapmak istiyorsun listeler misin dediğimde. Haftada 1 kitap okumak, her gün spor yapmak, 1 milyon dolar kazanmak gibi gibi gibi hedefler koyuyorlar. Benim tepkim ise “Gerçekten mi? Bunu hemen bu hafta yapabileceğine inanıyor musun?” oluyor. Çünkü biliyorum ki koydukları bu zorlayıcı hedeflere ulaşamayınca canları sıkılıp, tamamen vazgeçiyorlar, kendilerini cezalandırıyorlar.​​​​​​​​​​​​​​​​​​​ Ama bunu yapmanızı tavsiye etmem. Bunun yerine kendinize “ne yapmak istediğinizi” sorun lütfen. Ve ayda 1 kitapla başlayın, ya da haftada 1 saat sporla. En kolay adımdan başlayın ve başardığınızı gördükçe giderek arttırın. Bu gerçekten de çok etkili bir teknik. Zaman akıp gidiyor. Anlamlı olanın peşinden koşmak bir lüks değildir. Mutluluğun peşinden koşun demiyorum bu gerçekçi olmaz ama anlam iyidir. Eğer bugün işinizde acı çekiyorsanız ve bir şey yapmazsanız, 10 sene içinde daha fazla acı çekeceksiniz ve çok daha yaşlı olacaksınız. bu yazı fazla gerçeklik içerir demiştim kusura bakmayın Hayat sadece mutluluk – mutsuzluk gibi tek bir boyuta indirgenemez. Hayat o kadar basit değil. Hayat karmaşık, trajik ve zor. Ve artık bugünkü sosyal medya ve trendler insanları kendi acılarına yabancılaştırıyor. Sanki mutlu değilsen zavallısın ve kaybedensin gibi lanse ediliyor. Acı içinde olduğunda, anlamsız işler yaptığında sanki kendilerinde bir sorun varmış gibi hissediyorlar. Bir tek sen mutsuzsun ve diğer herkes mutlu öyle mi? Instagrama göre öyle olabilir ama inan bana insanlarla çalışan biri olarak hayat hiç de sandığın gibi değil. Yalnız değilsin, diğerleri de acı içinde. Sadece tek fark onlar bu konuda bir şeyler yapmaya çalışıyor. Bunu sen de yapabilirsin. Arkadaşlar hayat anlamınızı bulmanız o kadar da kolay değil, 100 metreyi 10 sn de koşmaya benzemiyor. Ne yapman gerektiğini hala bulamadıysan kendine eziyet etmeyi bırak. Bloke etme potansiyelini. Yaşadığın duygu yelpazesi hayatını derinleştiriyor, acı olmasa, ızdırap olmasa, korku ve kaygı olmasa hayatın sığ olurdu ve sen bunun farkına vardığında iş işten geçmiş olurdu ama şu an bunu okuyorsan henüz geçmedi. Pes etme lütfen. 3 Bir Amacın Olsun Seni harekete geçiren şey nedir? Seni harekete geçiren bir şey bulabilirsin. Şimdi şuna karar ver lütfen. Amacın olmasına ihtiyacın var mı? Yani herkesin bu hayatta bir amacı var mı? Olmalı mı? Evet olmalı diyorsan eğer, önce amaçların ne onu bulalım. Amaçların olmalı. Sabah yataktan daha kalkmadan, gözlerini açtığında yatakta şunu düşünebilirsin “Bugün güzel bir gün geçirmek istiyorum ve akşam yatağa yapacağımı söylediğim ama yapmadığım şeylerin suçluluk hissi ile girmek istemiyorum. İlginç bir gün yaşamak istiyorum ve sorumluluklarımı yerine getirmek istiyorum. Aynı zamanda da bugünden de zevk almak istiyorum”. Sonra kendine şunu sorabilirsin “Bugünün böyle geçmesi için yapabileceğim neler var?” Bunu 3 – 4 gün her sabah yaptığında o güzel beynin sana cevap vermeye başlayacak ve senin için anlamlı olup da ertelediğin şeyleri yapman kolaylaşacaktır. 1 Benim için anlamlı olan şeyler neler? 2 Etrafımda bana doğru gelmeyen neler var? 3 Şu an yaptığım ve yapmamam gereken şeyler neler? 4 Şu an yapmadığım ama yapmam gereken şeyler neler? Bu listeleri yazarak başlayabilirsiniz. Ve eğer bu kadar anlamlı ve önemliyse senin için neden onlar için bir şey yapmıyorsun? Kendinize biraz saygınız olsun lütfen. Ben inanıyorum ki yapabileceğiniz bir sürü şey var. Sen gereklisin. Ve evet belki de düşündüğünden daha gereklisin. Hadi ufacık da olsa bugün onlar için bir şey yap! Küçük olsa bile bu adım, artarak çoğalan ve tekrar edilen kazanımlara dönüşsün. Disiplin ve sabır önemli, çok önemli. Kendine kızarak değil, kendinle anlaşarak değişebilirsin. Bakalım neler başarabiliriz birlikte, diğerlerini bilmem ama ben sana güveniyorum, başarabilirsin! Yazan Ceotudent

hiç bir şey yapmak istemiyorum